Gelecek Görülebilir Mi?
Falcılık Nedir?
Değerli okurlarım, medyumluk tanımına geçmeden önce diğer bir deyişle kim bu medyumlar sorularına cevap vermeden önce geleceğin görülüp görülemeyeceğine dair sizlerle bazı bilgileri paylaşacağım. Falcılık diğer bir deyişle gelecekten haber alma ve bu haber verme anlamını taşımaktadır. Falcılar genelde hislerine ve anlattıklarına güvenilen kişilerdir. Toplumumuzda bu kişiler genellikle yaşlıca gecekondularda ya da bodrum katlarında yaşayan. Bakımsız, biraz krili, muhtemelen yardıma muhtaç kişilerdir. Diğer taraftan falcılık adı altında bir sektör oluşmuş bu sektörün yaşadığı aşanlar ise kafelere pastanelere taşınmıştır.
Buradaki kişiler ise oldukça genç genellikle yarı eğitimli kişilerden oluşmuştur. Burada ki asıl soru şudur; kişiler kendi gelecekleri hakkında yaşı, cinsiyeti, konumu- itibarı ve hissiyatı ne olursa olsun neden bir falcıya başvurma ihtiyacı duymaktadır. Kişilerin geleceklerinde hangi bilinmezler ve merak güdüsü vardır ki kişi fal baktırmak suretiyle kendi geleceğini tayin etmek istemektedir. Bakılan diğer deyişle bakıldığı sanılan bu falların aslında ortak tek bir yönü vardır. Ya baktıran kişiye iyi şeyler söylenecek umut verilecektir ya da bir takım olumsuzluklardan bahsedilerek kişiyi umutsuzluğa sürüklenecektir.
Tabiatıyla insan doğası güzel şeyleri duymayı arzu eder. Çünkü gerçek yaşamda yaşanılan her kötü halin olumsuz durumun çıkmaz yolların karşılığında bir umut söz konusudur. İşte bu umut eğer inanç ile desteklenirse umulmadık güçlere ve başarılara sebebiyet verir. İnanç noktasını sizlerle daha sonra ayrıntılı bir şekilde paylaşacağım. Ancak şu noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Psikoloji de placebo etkisi diye bilinen bu inanç etkisinin insanı umulmadık başarılara götürebileceği gibi umulmadık çöküntülere uğratacağı da bilimsel olarak gerçektir. (Plasebo: içi boş sahte ilaç) yapılan deneyler kişilere telkinle bir inancı vermekte sağlık sorunu yaşayan bu kişilerdeki inanç onlara içi boş bir kapsülü içmek suretiyle derhal iyileşecekleri yönünde inanç oluşturmakta ve k,şi içi boş bir ilaç içerek bedenindeki hastalıkları iyileştirebilmektedir.
İşte bilim dünyası buna placebo etkisi demektedir. Dolayısıyla bize verilmiş olan telkinlerle inançlarımızı oluşturabilir ve bedenimiz üzerinde hatta hayatımız üzerinde büyük etkiler yaratabiliriz. Asıl soru şudur; bu telkini bize kim verecektir bu telkin bizde hangi inancı oluşturacaktı ve bu inanç sonrasında hangi durumda olacağızdır.
İşte bu noktada aradığımız soruların cevabında bir belirsizlik yaşanmaktadır Telkini vermesi gereken kim olmalıdır? Aslına baktığımızda bizler bu telkinleri günlük yaşantımız içinde öncelikle yakın çevremizden annemizden babamızdan, kardeşlerimizden ,patronumuzdan ,iş arkadaşımızdan, öğretmenimizden, takdir ettiğimiz değer verdiğimiz kişilerden sürekli olarak almaktayız. Bunların dışında sanki bir telkin bombardımanına tutulmuş gibi görsel ve yazılı medyada yollarda, elimize aldığımız her türlü üründe binlerce reklam telkiniyle karşı karşıyayız. Doğal olarak inancın oluşması için telkinin de telkini vereninde çok güçlü bir yapı içinde bize bunları sunması ve bilinç üstümüzde ve bilinç altımızda kabul görmesi gerekmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki telkini veren kişinin kim olacağından çok telkini kabul edecek olan yani fal baktıran kişinin duyacaklarına ne kadar açık ve yatkın olacağına bağlıdır. Bir anlamda telkinin veren kişinin önemi azalmakta yani falcının özelliği azalmakta söyleyecekleri kelimelerin ve bunları duymaya istekli kişilerin yatkınlığı telkinin gücünü ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla güzel sözler duymak için bir falcıya başvuran kişi istediği sözleri duyamadığında o falcının yüzünü dahi hatırlamaz. Arayışları süreceğimden bir başka falcıya bir başka falcıya daha sonra bir başkasına gitmek suretiyle yoluna devam eder ta ki istediği sözleri kendisine söyleyen bir falcı bulana kadar. Bulduğunda ise artık onun devamlı müşterisidir.
İşte bu noktada aradığımız soruların cevabında bir belirsizlik yaşanmaktadır. Telkini vermesi gereken kişi kim olmalıdır? Aslına baktığımızda bizler bu telkinleri günlük yaşantımız içinde öncelikle yakın çevremizden, annemizden, babamızdan, kardeşlerimizden, patronumuzdan, iş arkadaşımızdan, öğretmenimizden takdir ettiğimiz değer verdiğimiz kişilerden sürekli olarak almaktayız. Bunların dışında sanki bir telkin bombardımanına tutulmuş gibi görsel ve yazılı medyada yollarda, elimize aldığımız her türlü üründe binlerce reklam telkiniyle karşı karşıyayız. Doğal olarak inancın oluşması için telkinin de telkini vereninde çok güçlü bir yapı içinde bize bunları sunması ve bilinç üstümüzde ve bilinç altımızda kabul görmesi gerekmektedir.
Buradan da anlaşılıyor ki telkini veren kişinin kim olacağından çok telkini kabul edecek olan yani fal baktıran kişinin duyacaklarına ne kadar açık ve yatkın olacağına bağlıdır. Bir anlamda telkini veren kişinin önemi azalmakta yani falcının özelliği azalmakta ;söyleyecekleri kelimelerin gücü çoğaltmakta ve bunları duymaya istekli kişilerin yatkınlığı telkinin gücünü ortaya çıkarmaktadır.
Dolayısıyla güzel sözler duymak için bir falcıya başvuran kişi istediği sözleri duyamadığında o falcının yüzünü dahi hatırlamaz. Arayışları süreceğinden bir başka falcıya bir başka falcıya daha sonra bir başkasına gitmek suretiyle yoluna devam eder ta ki istediği sözleri kendisine söyleyen bir falcı bulana kadar. Bulduğunda ise artık onun devamlı müşterisidir. Bu durumda kişinin fal baktırmaya neden bu kadar meraklı diğer deyişle telkine açık olduğu ortadır.
Aslında yaşayan her insanın az ya da çok telkine açık olması bilimsel olarak ispatlıdır. Ama hangi telkini ne kadar alacağı ve inanç noktasına ulaştıracağı ise kişinin yaşadığı ortama;şartlarına , karakterine, önceki inançlarına, eğitimine ve isteğine bağlıdır.
Buradan da anlaşılıyor ki gelecekten haber alma isteği insanın varoluşundan bu yana süren inanma ve telkine açık olma hasletinin(özelliğinin) bir türde ve istekli bir şekilde giderilmesini sağlamaktadır.
Bunca telkine maruz bırakılan ve bu etkilerle yaşayan, davranışlarını biçimlendiren yaşamsal ve toplumsal düşünce ve hareketlerini yönlendiren insanın;
çok tabiidir ki en çok kendisi ve geleceği hakkında söylenen sözleri
telkinleri severek, isteyerek ve tamamıyla kabullenerek alacağıdır.
FAL BAKTIRMAK İSTİYORUM
Fal baktırmak isteyen kişi öncelikle kendi geleceği hakkında bazı sözler duymak ister. Eğer fala bakan kişi ismi duyulmuş, namı yayılmış, önerilmiş, söyledikleri çıkan bir falcıysa söyleyeceği her söz kişinin beynine bir nakış gibi işlenecektir.
Falcı iskambil kağıdı, tarot kartları, resim, su, ayna, küre gibi bazı araçlardan faydalanarak kişi hakkında yorumlar yapmaya başlar. Bakım işi bittikten sonra kişi duydukları içinde geçmişiyle ilgili doğru çıkan bilgilerden güç alır. Şimdi ki zamanla ilgili söylenenlerle bu gücü onaylar, gelecek zamanla ilgili sözleri ise bu şekilde bir inanç haline getirir.
İşte bu noktada duyulan sözler insanı ya tam bir çöküntüye uğratacaktır ya da güzel olayların yaşayacağı bir gelecek inancına taşıyacaktır.
Şimdi şu soruyu soralım; insanlar neden fal baktırır?
Çünkü her insan geleceğini merak eder. Düşündükleri, hayalleri, beklentileri, umutları gerçekleşecek midir?
Bu konuda kendisine yorumda bulunacak insanlar ne yazık ki etrafında yoktur. Etrafında olanların görüşleri ise, yaşam şartlarının ve olası yaşanacakların ihtimalleri üzerine düz bir fikir üretebilir. Şu kadar maaş alıyorsan, şu kadar zaman sonra şu birikimle şuna sahip olabilirsin gibi düz bir mantığın kişiye yaşama şevki vermeyeceği muhakkaktır.
En tekdüze yaşayan insan bile geleceğinde güzel sürprizlerin olmasının, muhtemel güzel kazançların, güzel ilişkilerin güzel bir yaşamın hayalini kurmaktadır.
İşte falcı bu noktada kişiye yakın çevresinin sunamayacağı bir boyutta alternatif bir pencereden bakmasını sağlamaktadır.
Falcı da baktıranla ilk kez karşılaşmıştır ve her söz büyük bir merak içinde dinlenir. Falcının gelecekle ilgili söylemiş olduğu sözler inanç noktasına ulaştığı için kişide bir beklenti hasıl olur . İleriki zamanlarda bu beklentinin gerçekleşmemesi durumunda kişide yaşamdan uzaklaşma, moral çöküntüsü asosyalite yaşama ve insanlara karşı güvensizlik oluşacaktır.
Bazı hallerde bu durum kişinin yaşamdan vazgeçmesine veya intihar eylemine kadar gidebilmektedir.
İslamiyetin fala fal bakanlara ve baktıranlara karşı olan katı tutumu bir nebze de olsa bu olgudandır. Çünkü burada kişi falcının söylemiş olduğu ifadeleri inanç noktasına taşıyarak kesin bir hüküm gibi görmekte ,yaşamını buna göre planlamaya çalışmakta psikolojisini ve beynini buna uygun duruma sokmaktadır. Yani falcı burada yüceltilmiş insanüstü ;hatta melekler üstü bir konumda tutulmuş söyledikleri nerdeyse ilahi bir emirmiş gibi kabul edilmiştir.
İşte Allah’a ÅŸirk koÅŸma tavrı ve ince ayrımı bu noktada her ikisi kiÅŸi içinde geçerlidir. İlahi hükümlerin tek var edicisi,yaÅŸatıcısı ve hüküm sürücüsü olan
Cenab-ı Allahtır. Bu nokta o kadar hassastırdır ki ancak derinlemesine düşünüldüğünde meselenin boyutu ve özü ortaya çıkabilmektedir.
Kim Suçlu?
Bu soruyu kendimize sormanın şimdi tam zamanıdır.
Kim suçlu? Fal bakan mı? Baktıran mı?
KİM SUÇLU ?
Aslında kimse suçlu değil. Geleceği merak etmek insanoğlunun doğasında olan vazgeçilmez bir tutku. Bu bakımdan yaşı, cinsiyeti, mevkisi ne olursa olsun her insan geleceği ile ilgili atıfta bulunan kişileri can kulağıyla dinler. Diğer taraftan bu sözleri söylemeye talip bazı kişiler ise bu misyonu yerine getirmek için bazen para karşılığında bazen ise hiçbir şey almadan kişilerin gelecekleri hakkında yorumlarda bulunurlar.
İşte bu hüküm verme sevdası da insanoğlunun diğer vazgeçilmez tutkusudur. Bu yüzdendir ki hemen hemen tüm dünya da gazetelerin, dergilerin, astroloji köşeleri her gün okunmakta takip edilmekte;televizyonlardaki fal programları çok üst düzeylerde rating almakta, Internet sitelerinde en çok gezilenlerin başında astroloji ve fal siteleri gelmektedir. Doğal olarak en çok ziyaret edilen yerler ve kişiler de fal bakılan yerler ve falcılar olmaktadır.
“FALA İNAMA FALSIZ DA KALMA”
Ülkemizde güzel olan bir söz vardır ki bu da; “Fala inanma falsız da kalma” sözüdür.
Elbette ki kişiler farklı bakış açılarına sahip güven duydukları insanlardan kendileri hakkında fikir almak isterler. En cazip olanı ise; hayatları hakkında fazla bir bilgiye sahip olmayan kişilerin olası görüşleri daha cazip gelmektedir. Buna en yakın kişiler ise falcılar olmaktadır.
İSTİHARE İLE FAL ARASINDA Kİ FARK
Gelecekten haber vermenin yani falcılığın inanç boyutunda ne kadar hassas bir dengede olduğunu ortaya koyduktan sonra sizlere rüya yolu ile gelecekten bilgi almanın farz olduğunu belirtmeliyim.
Rüyalar 3 kısma ayrılır.
Sahih rüyalar (gerçek)
Şeytani rüyalar
Bilinçaltı rüyaları
Bazı kimselerin gördüğü rüyayı aynen yaşadım demesi;bu kimseye geleceği hakkında bir duyurunun bir işaretin bir ilhamın verildiği anlamını taşımaktadır. Bu bakımdan rüyaların önemi çok büyüktür. Ancak dediğimiz gibi rüyaların şeytani olanları ve bilinçaltı düzeyimizdeki karışık düzeyde olanları da vardır. Bunlara önem verilmemektedir.
Önem taşıyan rüyalar ise haberci rüyalardır. Müslüman bir kişi bir olayın, bir konunun, bir sorunun hayırlı mı - hayırsız mı olacağını şer mi - iyi mi olacağını istihare duasını yaparak rüyasında görebilir.
Bunda hiçbir kötülük yoktur çünkü kiÅŸi Allah’a sığınmakta ve istikbali için Allah’a dua etmektedir. Bu her Müslüman kiÅŸinin yapabileceÄŸi farz kabul edilen bir iÅŸlemdir.
İSTİHARE İLE FAL ARASINDAKİ FARK
Bir kişi herhangi bir sorunu için ya da bir işin hayır mı şer mi olduğunu anlamak için istihare duası ile rüyaya yatar. Rüyasında göreceklerini ya çok canlı net olarak görecektir ya da bir takım sembollerle bezenmiş şekilde kendisine bu ilham verilecektir. Bu bazen bir gün bazen 3 gün de gerçekleşir. 7. günün sonuna kadar istenilen sonucu ulaşılmaması durumunda bu meselenin muallakta olan bir mesele olduğuna kanaat getirilir.
Günde 30-40 Kişiye Fal Bakanlar
Demek ki bir kimse kendisiyle ilgili bir tek konunun cevabını alabilmek için 7 gece istihare yapmaya çalışıyor. Genellikle cevabı kendisine ilham edilse de bazı hallerde cevap dahi alamıyor.
Peki bir falcı günde 30-40 kişiye nasıl fal bakıyor ve hüküm yürütebiliyor ?
Yani karşısındaki kişinin açık ya da gizli sorulmuş sorularına cevap verebiliyor?
En yetenekli falcılar dahi günde 2 ya da 3 bakım yapmak çok yorucu olduğunu söylemektedirler.
Oysa 30-40 kişiye bakanlar içi boş genelleme cümlelerle karşısındakine bir şeyler söylemekte ne söylediğinin farkına varmakta ne de karşısındaki insanın içtenliğine ve duygularına saygı göstermektedir. Biraz mantık hesabı yapabilen her kişi günde 30 insana fal bakan birinin hemen herkese benzer cümleler sarf edebileceğini tahmin edebilir.
Söyledikleri Hep Çıkıyor
Evet bu sözü bazen etrafımızdan çevremiz ki kiÅŸilerden duyabiliriz. Bir falcı ya da medyum için “söyledikleri hep çıkıyor, isim de veriyor, tarih de veriyor hepsi doÄŸru çıkıyor” denildiÄŸini duymuÅŸuzdur. Öyleyse bu nasıl gerçekleÅŸiyor?
Değerli okurlarım, burada bahsi geçen kişinin işini, mesleğini kendisine Allah tarafından verilmiş olan üstün bir kabiliyetle ve insanı bir sorumlulukla gerçekleştiren bir kişi olduğunu anlıyoruz.
Bahsi geçen falcı ya da medyum büyük bir titizlikle karşısındaki kişilerin gizli kalmış düşüncelerine odaklanmakta derin bir konsantrasyon içinde şuur üstü bir boyuta çıkmakta burada kendisine açılan pencereden geçmişe, o anki düşüncelere veya istikbale dair bazı görüntüler, sesler almaktadır.
Bahsettiğimiz bu hal 6. hissin yani sezgisel boyutun konsantre olunarak içine girilmesi ile geçmiş ve geleceğe ait bazı bilgilerin edinilmesidir.
HER İNSAN MEZİYETLERLE DOĞAR
Her insan yaratılışında kendine özgü Allah vergisi meziyetlerle doÄŸar. Bu yüzdendir ki Kuran-ı Kerim de Saffat Suresinin 95. ayetinde “Ben sizleri yapacağınız iÅŸlerle birlikte yarattım” buyurulmaktadır.
Dolayısıyla bir iÅŸi dünya üzerinde vücuda getirmek,ortaya çıkarmak bundan kazanç elde ederek yaÅŸamı idame ettirmek konusunda hiç kimseyi “neden bu iÅŸi yapıyor” diye suçlayamayız. Bir iÅŸi kendisine meslek edinmiÅŸ kiÅŸiler ya bu iÅŸini helal ve insanlara hayırı dokunacak ÅŸekilde yapacaktır ya da haram yolunu seçerek kimseye fayda vermeyi amaçlamadan kendisini düşünerek hareket edecektir.
Örnek vermek gerekirse bir kişi nakliye şirketi kursun. Bu kişi ya bir tesise gidip tesisten almış olduğu benzini istasyonlara dağıtacaktır ki bu helaldir ya da aynı aracıyla kaçak akaryakıt alıp dağıtacaktır bu da haram olur.
Anlaşıldığı gibi bir iÅŸi her 2 türlü de yapmanın yolu açıktır. Bu bakımdan iyi ile kötü arasında ki fark, ucuz ile pahalı arasındaki fark, kaliteli ve kalitesiz arasındaki fark daima ortadır. Yıllar önce bir röportajımda söylediÄŸim gibi “kiÅŸinin hayatı deÄŸerliyse medyumu da deÄŸerli olmalı” dır.
İşte burada söyledikleri çıkan bakımcılar işlerini titizlikle yapan sezgileri kuvvetli konsantrasyonları yüksek, ruh güçleri yoğunlaşmış insani ve vicdani sorumlulukları olan sevgi de ve saygı da eksiksiz olgun kişiliklerdir.